Psikiyatri
Salı, Temmuz 29th, 2008Psikiyatri nedir?
Psikiyatri, insanlarda ruhsal sorunların ortaya çıkmasını engelleme veya ortaya çıkan sorunları tedavi etme üzerine çalışan bir tıp dalıdır. Psikiyatrik değerlendirme, akli durum muayenesini ve vaka tarihçesini gerektirir ve kapsar, ayrıca psikolojik testler de yürütülebilir. Fiziksel testler ve nadiren de nörolojik görüntüleme ve diğer nöropsikolojik ölçümlemeler de gerçekleştirilebilir. Tanı yöntemleri değişiklik göstermekle birlikte resmi kıstaslar kitapçıklar vasıtasıyla belirlenmiştir, en yaygın olanları Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen ICD ve Amerikan Psikiyatristler Birliği tarafından belirlenen DSM’dir. Büyük ölçüde sadece pskiyatristlere özgü olan pskiyatrik tedavi esas olmakla beraber, elektrokonvulzif tedavi seçenekleri de mevcuttur.
Psikiyatride her ne kadar aynı zamanda diğer ruh sağlığı uzmanlıklarının ihtisas konusu da olsa psikoanaliz de yaygın bir tedavi şeklidir. Psikiyatri servisleri yataklı veya ayakta tedavi olan hastalar temel alınarak sağlanmış olabilirler. Yetkililer tarafından kesinlik kazanmış durumlarda, hastaların tedavi şekillerini seçmelerine olanak sağlanmayabilir. Psikiyatrinin hem araştırma hem de klinik uygulamaları disiplinlerarası olarak nitelendirilir. Bundan dolayı da birçok alt uzmanlık alanları ve teorik yaklaşımlar ortaya çıkar.
Psikiyatrist kimdir?
Psikiyatristler, en yeni ilaç sınıflandırma şemalarının, tanı araçlarının ve tanı yöntemlerinin bazılarını kullanan doktor-hasta ilişkisi konusunda uzmanlaşmış doktorlar olarak nitelendirilebilir. (Psikiyatristin ayrıntılı tanımı için tıklayınız)
Psikiyatrinin Tarihçesi
Psikiyatrinin başlangıç tarihi olarak Ortaçağ’da akıl hastaları için açılan ilk hastanelerin kurulduğu 5 yy. olarak verilebilir. 18. yüzyıl psikiyatrinin geçerliliği kabul görmüş bir alan olarak gelişimine ve ruh sağlığı enstitülerinin daha detaylı, tabi daha fazla hastayla, tedavileri kullanır hale geldiğine tanık oldu. 19. yüzyılda psikiyatri dünyasında hasta popülâsyonu açısından kütlesel bir artış gözlendi. 20. yüzyıl ise ruhsal sorunların biyolojik olarak algılanmasının ve bununla birlikte ruhsal bozuk sınıflandırılması ve psikiyatrik medikasyonun başlangıcı aşaması olması dolayısıyla adeta yeniden doğuş dönemiydi. 1960’larda pskiyatriye karşıt bir hareket ortaya çıktı ve devlet psikiyatri hastanelerinde toplum tedavisi lehine bir bölünme değişimine yol açtı. Psikiyatrik tanılama yöntemlerinde ve tedavilerde, biyolojik ve sosyal bilimler arasındaki dengede değişimler yaşandı. Bilimsel araştırma, ruhsal sorunların kökenleri, sınıflandırmaları ve tedavileri yönünde devam etti. (more…)